Ramazan Ayına Girerken Düşündüklerim…
Cenap Şehabettin bir veciz sözünde der ki: “Mükellef bir iftar sofrasında ramazanı sevmeyene rastlamadım.” Ne kadar doğru söylemiş büyük düşünür. Öyle ramazanı kim olsa sever. Ama ne yazık ki hepimiz aynı güzel sofralarda oturma şansına sahip değiliz. Çok da acayip bir şey değil bu aslında çünkü zengin olduğu kadar fakirinde olması hatta daha fazla olması gayet doğal geliyor bana. Günümüzün en büyük ekonomik gücü Amerika da bile bazı insanların karton kutuları ev olarak kullandığını düşünürsek meseleyi daha iyi anlarız. Fakat acayip olan daha doğrusu bana acayip gelen bu tarz gösterişli sofralarda neden zenginler birbirlerini ağırlar? O sofralarda durumu iyi olmayan insanları da ağırlasak ramazanın şanına daha uygun düşmüş olmaz mı? Aynen Kurban etlerinin dağıtımı konusunda yaşananlar iftar sofralarında da yaşanıyor. Koca bir yıl boyunca et yiyemeyen veya çok az et kursağından geçen insanlara mı kurban etleri dağıtılsa daha doğru olur yoksa tanıdıklara, dosta, arkadaşa versek mi? Hangisini yaparsak kurbanın ruhuna daha uygun hareket etmiş oluruz? Mesela hali vakti yerinde olan insanlar komşularından gelen et parçasını kibarca reddedebilir. Ya da kurbanı kesen insanlar eti pay edip dağıtırken dikkatli davranırlar. Bir şekilde çözülebilir aslında bu konu yani imkansız değil aslında. Namaz kılan, oruç tutan bir çok ibadeti yerine getirmeye gayret eden insanlarda var. Acaba onlar bu tarz konulara ne kadar dikkat ediyor diye düşünmüyor değilim.
Bu arada Cola satan firmalarda Ramazan a özel reklamlarıyla evlerimize girdi. Hayırlı uğurlu olsun. Şimdi ben de dahil Ramazan boyunca iftarlarda kola içmeyenleri döverler. Yani herkes babadan borcu varmış gibi kola alır. Hepimiz de afiyetle içeriz. Hele o kapağın altında ki bedava yazısını bulma çılgınlığı yok mu… İşte ona bitiyorum ben. O ne büyük haz o ne büyük heyecan… Velhasıl ben aslında bu küresel sermayenin en önemli temsilcilerinden biri olan Coca Cola nın Ramazan şaklabanlıklarını hiç sevmiyorum. Bende özellikle ramazan ayında daha fazla kola tüketiyorum ama bundan da hoşnut değilim. Bir kere zaten kola yararlı bir şey olsaydı ve doktorlar kola içmeyi tavsiye etseydi eminim ki Türkiye de hiç kimse kola içmezdi. İçildiği anda verdiği kısa bir lezzetin ötesinde hiçbir şeye faydası olmayan bir şey bu kola. Fazla tüketiminin zarar olduğunu herkes biliyor artık. Böbrek taşına da birebir. Yani koladaki kafein aynen kahve de olduğu gibi böbrek taşı oluşumunun tetikleyicisi. Ama kolanın yararları da var, mesela çok iyi tuvalet taşı temizleyebiliyor. Aslı varmıdır yokmudur bilmiyorum ama Coca Cola her sene karının belli bir bölümünü İsrail devletine hibe ediyormuş. Aslında bu konuda dünyanın önde gelen tüm Yahudi firmaları aynı doğrultuda hareket ediyor diye duymuştum. Şimdi Ramazan gibi Müslümanlar için kutsallığı olan bir ay da hakkında bu kadar çok iddia olan bir firmanın içeceğinin satışlarını patlatmak hangi Müslümanlığa yakışıyor diye düşünüyorum. Cola nın en fazla parayı kazandığı ülke biziz ve bu parayı Ramazan ayında tam anlamıyla tavan yaptırıyoruz. Hem de reklamlarında ilahilerle, camilerde ki mahyalarla, iftar sofrası görüntüleriyle bize satıyorlar ürünlerini. İşte benim midemi bulandıran şeyde bu. Yoksa karının belli bir bölümünü hangi devlete verirse versin. İster Amerika ya versin ister İsrail e. O konuda özgür iradeleriyle hareket edebilirler tabi ki. Ama bize İslami motifleri kullanarak yapmaları canımı sıkıyor sadece. Koca ramazan boyunca adamların reklamlarda bir kelime-i şehadet getirmedikleri kalıyor. Yunus Emrelerden ilahilerde cabası. Neyse herkese hayırlı ramazanlar dilerim…
İlk Yazım Sitemiz ve Blogumuzla İlgili Olsun
Baştan aşağı yenilenen sitemizde artık birde blog kısmımız oldu. Hepimize hayırlı uğurlu olsun diyerek başlamak istiyorum. Aslında kafamda yazmak, paylaşmak istediğim o kadar çok konu var ki. Hepsini zamanla ve kalemim yettiğince paylaşmak niyetindeyim. Değerli dostum Uğur yani sitemizin sahibi admin arkadaşımız Uğur yine büyük bir özveriyle blog kısmını bizlerin kullanımına sundu. En başta Uğur’a bu platformu sitemize kazandırdığı için teşekkürü borç bilirim. Ve emeklerini esergemeyen tüm editör, üye ve ziyaretçi arkadaşlarada benden koca bir teşekkür gelsin. Sitemize kattıkları herşey için. Ben şahsen blog kısmına hem kendi düşüncelerimi hem de profesyonel olsun, amatör olsun değerli bulduğum yazarların makalelerini fırsat buldukça sizlerle paylaşmak niyetindeyim. Umarım bu paylaşım sürecinde tek başıma kalmam, katılımlarla daha zengin bir ortam da düşüncelerimizi anlatma fırsatı bulurum-buluruz. Hem ne demişler söz uçar yazı kalır. Yazmakta okumak kadar insanlara verilmiş en büyük ayrıcalıklardan biri olsa gerek. Yazmak kimilerinin pek yapmadığı birşey olsa da kimileri için en büyük tutku ve neredeyse hayatın anlamı. Yazmak biraz da hayatı not almak, değişen duygularımızı ileride hatırlamak üzere biriktirmek demek. Yazmak aslında sesli düşünmek, ruhumuzu ve düşüncelerimizi özgür bırakmak hatta kendimizi keşfetme adına yapılan yolculukların en güvenilir olanı. Haytım boyunca okumak kadar yazmayıda sevdim. Sevdim ama öyle çok fazla okuduğumu, yazdığımı da söyleyemem. Ama hatırı sayılır bir kitaplığımda yok değil. Okuyupta eşe dosta armağan ettiğim kitaplarıda geri istesem sanırım güzel bir kütüphanem olurdu
Yazma konusunda hiç bir iddiam veya kendimde gördüğüm bir yetenek olmadı. Düşüncelerimi ifade edecek kadar yazıyorum işte. Hatta bugünlerde Suç ve Ceza’yı yazıyorum. Önce Suç’u yazıyım eğer tutulursa Cezayı da akabinde yazarım.
Latife bir yana tabi ki yıllar önce Dostoyevski nin yazdığı bir başyapıtı önüme koyup aynen yazmıyorum. Benim yazılarım daha çok denemeciliğin büyük üstadı Montaigne’in yazdığı türden şeyler. Onunkiler kadar kötü değil ama
Demek isterdim fakat onunla boy ölçüşmek istemem. O büyük yazar bir şeyler yazma konusunda ve kendi iç dünyamı keşfetme yolunda kafamdaki ampülü ilk yakan yazarlardan biri olmuştur. Onun içinde Montaigne’in yeri hep ayrı olmuştur bende. Bir yerlerde kalmış çok yazılarım vardır düzensizde olsa. Aklıma gelmiş yazmışımdır. Çoğunu kimse okumamış hatta bende çoğu yazdığımı ikinci bi kez okumamışımdır. Yani benim yazmakla ilgili tuhaf ilişkim bunlardan ibaret. Uzun yıllar boyu tuttuğum günlüğümüde edebi bi şaheser olarak kabul edersek bayağı bi yazar sayılırım. JNeyse ilk yazım için bu kadar cümle yeter. Devamı gelir nasıl olsa…
